İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mantık İlkeleri ve Akıl Yürütme

Mantıklı ve doğru düşünme, mantığın temel ilkelerine uygun hareket etmekle mümkündür. Bu ilkeler dört tanedir: Özdeşlik, Çelişmezlik, Üçüncü Hâlin İmkânsızlığı ve Yeter Sebep ilkeleri.

1. Özdeşlik İlkesi

Bu ilkeye göre bir şey ne ise odur; bir kavram, anlamı değişmeden sürece boyunca aynı kalmalıdır. “A, A’dır.” şeklinde ifade edilir. Akıl yürütmenin tutarlılığı için bu ilkeye uyulması şarttır. Özdeşlik, benzerlik ya da eşitlikle karıştırılmamalıdır; bir şeyin kendisiyle aynı olması anlamına gelir. Örneğin; “Bütün insanlar akıllıdır.” önermesinde, “insan” ve “akıllı” terimlerinin anlamları, ilk başta neyse, “Sokrates insandır.” “O hâlde, Sokrates de akıllıdır. ” çıkarımının sonunda da o olmalıdır. Bu da terimlerin anlamlarının, dolayısıyla önermenin doğruluk değerinin değişmemesiyle, kısaca özdeşlik ilkesiyle mümkündür. Zihnin diğer mantık ilkelerine uyması, ancak özdeşlik ilkesine uymasına bağlıdır. 2. Çelişmezlik İlkesi

Özdeşlik ilkesinden türetilmiştir. Bir şey, aynı anda hem kendisi hem de kendisinden başka bir şey olamaz. Bu ilkeye göre, bir önerme aynı zamanda hem doğru hem yanlış olamaz. Klasik mantıkta “A, A olmayan değildir.” biçiminde ifade edilir. Birbiriyle çelişen iki önermeden biri doğruysa diğeri zorunlu olarak yanlıştır. Bir kalem için aynı anda hem “Bu kalemdir.” hem de “”Bu kalem değildir.” denildiğinde, çelişki ortaya çıkar. Önermelerden ya biri ya da diğeri doğrudur. İkisi aynı anda doğru olamaz. Çelişmezlik ilkesi, bunların hangisinin doğru olduğunu göstermez, ama birinin zorunlu olarak yanlış olduğunu bildirir.

3. Üçüncü Hâlin İmkânsızlığı İlkesi

Bu ilkeye göre bir şey ya vardır ya yoktur; üçüncü bir durum söz konusu değildir. “Bir önerme ya doğrudur ya yanlıştır, arası yoktur.” anlayışına dayanır. Çelişen iki önerme arasında üçüncü bir olasılık olamaz. Bu ilke klasik mantığın iki değerli (doğru/yanlış) yapısını oluşturur. Ancak modern mantıkta, çok değerli (örneğin belirsizliği içeren) sistemler bu ilkeyi reddeder.

4. Yeter Sebep İlkesi

İlk kez Leibniz tarafından ortaya atılmıştır. Her şeyin bir var oluş sebebi vardır. Yeterli bir sebep olmadan herhangi bir yargının doğru olduğu söylenemez. Bu ilke, diğer üçü gibi mantığın değil, daha çok varlık felsefesinin konusu olarak da görülmektedir. Ancak, bir önermenin doğruluğunun gerekçesinin başka bir önermeye dayandırılması gerektiğini vurgular. Yeter sebep ilkesi mantık ilkesi olarak, “Doğru olduğu öne sürülen bir yargıda nedensiz hiçbir iddia ortaya atılmamalıdır. Her önermenin doğruluğunun nedeni, diğer bir önermedir.” şeklinde ifade edilebilir. Örneğin; “Bu insan akıllıdır.” önermesinin temeli, “Bütün insanlar akıllıdır.” önermesidir. 

Sonuç:

Akıl yürütmenin sağlamlığı bu ilkelerle güvence altına alınır. Özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü hâlin olanaksızlığı, klasik iki değerli mantığın temelini oluşturur. Yeter sebep ilkesi ise daha çok temellendirme ve gerekçelendirme aracı olarak görülür ve tartışmalı bir şekilde mantık ilkesi sayılır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir